Makaleler

06Ara2016

Karşılıklı İlişkilerde Alma-Verme Dengesi Üzerine

İnsanlar iki tür sisteme aittirler: Birincisi hiçbir tercihimiz olmadan içerisine doğduğumuz ve bize her ne sunulduysa almak durumunda olduğumuz seçeneksiz ilişkiler, yani ailevi ilişkilerdir. İkinci tür sistem ise mecburi olmayan ve bizim tercihimize bağlı olan ilişkilerdir.

İki ilişki sisteminin ilkeleri farklıdır. Farklı ilkeler yönetir bu sistemleri. Birincisi doğası gereği zorunlu olmasından dolayı hiyerarşik bir ilişki barındırır. Yani bizim o ilişki içerisindeki konumumuzu biz belirlememişizdir. Anne-babanın kararıyla biz o ilişki içerisine doğarız. Ve ilişki üzerinde bizim tercihlerimiz söz konusu değildir. Bu dengesiz bir ilişkidir. Çocuk ebeveynleri ile hiçbir zaman dengeli bir ilişki kuramaz. Kurmaya da çalışmamalıdır.

Bu yazının konusu bu birinci tür sistem değil, dengeli olmak zorunda olan bizim tercihlerimizle oluşan sistemlerdir.

Öncelikle, bu türden ilişki sisteminin sadece kadın-erkek ilişkilerini değil, arkadaşlık, iş ilişkileri, komşuluk vs. gibi ilişkileri içerdiğini belirtmeliyim. Kısacası biyolojik bir kan bağı ilişkisi içermeyen her türden gönüllülük ilişkileri için bu dengelilik ilkesi geçerlidir.

Bu türden ilişkilerde alma ve verme dengesi gözetilmediğinde ilişkinin sonlanması bir noktadan sonra kaçınılmaz hale gelir. Eğer ilişki denge olmamasına rağmen sürdürülecek olursa çatışma olacaktır. Bu bir tür husumete dönüşecek demektir.

Birkaç örnek vererek durumu açıklamak gerekir: Bir erkek ve kadının evliliğinde adı konulmasa dahi aralarında bir türden anlaşma mevcuttur. Bu anlaşmanın temelinde cinsellik vardır. Aslında her şey cinsellik etrafında oluşturulmaktadır. Dolayısıyla cinsellik en temel alma verme konusudur. Her iki taraf da kendisinde olmayan şeyi diğerine sunmaktadır ve karşılığında ikisi de bir şey kazanmaktadır.

Kadın erkek ilişkilerinde cinsellik alma verme dengesinin temel sebebidir. Bir taraf diğerinden ilişki çerçevesinde sadece kendisinde olmayanı isteme hakkına sahiptir. Kendisinin sahip olduğu bir şeyi karşı taraftan talep etmesi dengeyi bozacaktır.

Örneğin eşinizden bir kez size çay getirmesini istediğinizi düşünelim. Bunu severek yapacaktır. Ancak canınız her çay istediğinde ondan istemeniz dengeyi bozacaktır. Siz kendiniz kalkıp çay alabilecekken bunu isterseniz dengeyi sarsmış olursunuz.

Ancak bu illa böyle tecelli etmeyebilir. Size eşiniz her istediğinizde hatta istemeden de çay getirebilir. Bundan mutlu da olabilir hatta. Ancak bunu yapıyorsa muhtemelen siz de ona benzer bir konuda aynı şeyi yapıyorsunuzdur. Mesela bakkala hep siz gidiyorsunuzdur. Ya da maddi olanaklarınızı ve kazancınızı cömertçe ona sunuyorsunuzdur.

Denge illa birebir aynı şeyi yapmakla sağlanmak zorunda değildir. Denge sağlamanın yollarını yaratmak ve aramak ilişki denen sürecin tamamını kapsar. Ve eğer ilişki sağlam bir cinsellik alış-verişi temeline dayanıyorsa ve bunun üzerine inşa edilen duygusal bağlılıklar da sağlamsa, o zaman ilişkiyi pratik konularda dengelemek kolaydır ve her iki taraf da buna isteklidir.

Ancak ilişkideki iki insanın bir arada olmasının esas sebebi olan cinsellik, yani karşı taraftan meşru bir biçimde talep etme hakkımız olan yegane şey tatmin edici değilse ve bir taraf bunu sunmada yahut paylaşmada engeller yaşıyorsa, özünde karşı taraftan isteme hakkımız bulunmayan konularda denge bulma çabası zorlayıcı olacaktır.

Evlilikte eğer cinsellik dengeliyse, akıştaysa, tatmin ediciyse o zaman iki taraf da bu birlikteliği sürdürme konusundaki gerekli pratik konularda denge bulma aşamasına gelir. Bu zamana, kişilere ve koşullara göre değişiklik içerecektir. Bunun ince ayarını yapmak için ilişkiyi birebir yaşamak gerekir. Genellemeler doğru olmayacaktır.

Zaman zaman ilişkide denge bozulur. Bir taraf daha çok şey verir ve biraz daha azını alır. Örneğin kadın erkekten daha çok para kazanıyordur ve daha çok yoruluyordur. Bu durumda ev işlerini erkeğin yahut bir yardımcının üstlenmesi doğru olur. Ancak bir kişi hem çok çalışıp, hem daha fazla para getirip, hem ev işlerini ve pratik konuları hallediyorsa bu aşırı bir durumdur. Üstüne üstlük takdir edilmemesi, hatta cinsel anlamda da doyum yaşayamaması durumunda açıktır ki bu ilişkinin sürme olasılığı pek kalmaz. Eğer sürüyorsa bunun sistemik olarak yani kök aile sistemden kaynaklanan sebepleri vardır, sağlıksız bir durumdur.

Ancak denge olmayan bu gibi bir ilişkide hiçbir şekilde huzur yaşanmayacaktır. Karşılıklı olarak birbirine saygı duyuma olasılığı kalmayacaktır. Veren daha üstün hissetmeye başlayacaktır. Yargılayıcı olacaktır. Tahammülsüzleşecektir. Daha çok alan kişi ise zayıf ve borçlu hissedecektir, saldırganlaşacaktır ya da ilişkiyi sabote etmeye çalışacaktır.

Evlilik yahut ilişkiler ömür boyu sürebilir ve hayat iniş ve çıkışlarla doludur. İlişkideki taraflardan birisi bazı durumlarda desteğe ihtiyaç duyar ve diğeri ise daha güçlüdür. Örneğin kadın hastalanır ve onun maddi ve manevi anlamda külfetini erkek üstelenir. Hastalık döneminde ona bakar, çocuklarla ilgilenir ve daha çok veren tarafta olur. Hayat müşterektir lafını hatırlayacak olursak ileriki bir zamanda bunu telafi etmek mümkündür. Erkek de bir gün hastalanabilir ve kadın bu desteği ona sunmaya isteklidir. Bu aradaki zamanda bu alacaklı olma halini dengelemeye gerek yoktur. Ancak elbette kadın iyileştiğinde erkeğin en sevdiği yemekleri yapacaktır ya da eşine daha çok bağlılık hissedecektir. Bu onların mutluluğu haline dönüşecektir.

Ancak, eğer eşlerden birisi tamamıyla felç olduğu bir duruma düşerse, artık kalıcı olarak işlevlerini yerine getirme olanağı kalmadıysa, bunu dengelemek mümkün değildir. Böyle bir durumda birlikteliği sürdürmek imkansızlaşacaktır. Böyle bir durumda bu kişinin bakımı eşi tarafından değil, sosyal kurumlar ya da koşulsuz ilişkilere sahip olduğu kişiler tarafından verilmelidir. Elbette bunun illa böyle olmasını önermiyorum ya da tek doğrudur bu demiyorum. Sadece teknik açıdan bakıldığında dengenin bozulacak olması nedeniyle bunun herkesi özgür kılacağını ifade ediyorum.

Böylesi zor bir durumda dahi alma verme açısından eşine borçlu hisseden yahut minnet duyan bir kimse peki hala bu görevi severek üstlenmek ve kendi arzularından yahut hayatından feragat etmek isteyebilir. Bu daha çok ilişkinin ne kadar köklenmiş olduğuyla ilgilidir. Yani yeterince alma verme döngüsü yaşanmış ve artık aradaki bağ çok çok derinleşmişse yaşanmış olan mutluluk ve dayanışmanın kendisi böyle bir zorluğun üstesinden gelecek ve bedensel tatmin değil eşine destek olmanın sağlayacağı ruhsal düzeydeki tatmin tercih edilecektir. Böyle yüzlerce örnek vardır. Ama örneğin 26 yaşındayken ve henüz bir yıllık evliyken böyle bir durumla karşılaşan bir eşin ömrünün kalan 50-60 yılını eşine bakarak geçirmesini beklemek adaletli değildir. Böyle bir durumda bu eşin boşanmasının herkesçe yadırganmaması beklenebilir.

 

aile dizimi sangeet erdoğan şemsiyeci etkinlikler ailedizimi.org

Aile Dizimi Etkinliklerimiz için TIKLAYINIZ

 

Peki, bir taraf daha çok vererek dengeyi bozduğunda ne olur? İlişkilerde daha çok veren taraf alan kişiyi kendisinden uzaklaştırır. Borçlu olan, çok alan taraf alacaklı olana ihanet etme eğiliminde olacaktır. Ya da büyük ihtimalle terk eden olacaktır. Karşımızdaki kişiyi borçlandırıp duracak olursak sonuçta ondan üstün bir pozisyonda olacağımızdan, bu dengeyi bozmak anlamına gelir. Çoğunlukla kadınlar annelik içgüdülerinin ağır basması ve kadınların aşırı özverili olmasının takdir edildiği bir gelenek ve kültürden kaynaklanan sebeplerle aşırı verici davranma eğiliminde olabilmekteler. Böyle bir kadın erkeği elinde tutmak için fazlasıyla verici davrandığı sürece erkeğin gözündeki değerini ve itibarını yitirmeye başlayacaktır. Erkek aşırı alması nedeniyle içsel olarak kadını görmek istemeyecektir. Ondan içsel olarak uzak hissetmeye başlayacaktır. Derindeki suçlu ve borçlu olma duygusu onu dışarıya yöneltecektir.

Koşulsuzca ve sürekli vermeye çalışan bir kadının, erkeğin ruhsal dünyasındaki karşılığı anneliktir. Tersi de geçerlidir. Fazlasıyla güçlü ve kadının kendi başına yapabileceği şeylere izin vermeden o ihtiyaçları sürekli gideren bir erkek de kadın gözünde baba pozisyonuna geçecektir. Oysa denge sağlamanın yolu karşımızdaki kişinin ihtiyaç duymadığı ve talep etmediği şeyleri vermeye çalışmamaktır. Vermede de almada da bu kural geçerlidir.

İhtiyaç duymamanıza rağmen karşınızdakinde olanı almaya çalışmak yahut kabul etmek de doğru değildir.

İlişki içerisinde partnerinizi onurlandırmanın yolu, ondan verebileceği kadarını istemektir. Ancak bunun koşulu her zaman bunu dengelemek üzere talep edilen şeyin karşılığında onun istediği ve sizin verebileceğiniz başka bir şeyi vermeye hazır ve istekli olmaktır.

İlginç bir şekilde ilişkide taraflardan birisi diğerinde mevcut olan bir şeye ihtiyaç duymasına rağmen bunu ondan talep etmiyorsa, bu da ilişkiyi bozar. Onu talep etmek karşımızdaki kişiyi onurlandırmanın bir yoludur.

Örneğin canınız çok börek yemek istedi. Eşiniz de çok güzel börek yapabiliyor. Ama siz bunu eşinizden talep etmek yerine annenizden isterseniz ortaya çıkabilecek problemleri küçümsememeniz gerekir. Hatta eşinizin böreği yenmeyecek kadar kötü olsa bile bunu yaparsanız birtakım sorunlarla boğuşmaya hazır olmalısınız.

İsteğe ve koşullara bağlı ilişkilerde sürekli bir dengeleme hareketi söz konusudur. Mükemmel bir ilişkiye doğru evrim geçirmek ve oraya doğru gelişmek için yapılması gereken şey şudur: Sana yapılan iyiliğin yahut sana verilen bir şeyin aşırı değil ama biraz daha fazlasını karşındakine ver. Bunun karşılığında karşı tarafı az miktarda borçlandırmış olursun. Bu olumlu bir borçtur. Bu borcu ödemek için karşı taraf da sana senin verdiğinden biraz daha fazlasını verir. Ve sen de buna karşılık yine onun verdiğinden biraz daha fazlasını verirsin… Bu böyle yukarı doğru yükselen bir eğri yaratır.

Aynı şeyi negatif bir durumda da tersten yapmak gerekir: Diyelim partneriniz sizin canınızı sıkacak bir şey yaptı. Sizin bunu yok saymamanız gerekir. Bunu “affetmeniz” doğru değildir. Zaten böylesi bir durumda “affetmek” aslında gerçekten söz konusu değildir. Sadece affeden taraf bunu bir tür koz olarak kasasında saklayacaktır. Zamanı geldiğinde büyük oranda unutulmuş olması gereken bir anda bu koz ortaya atılacaktır. Ve orantısını ve bağlamını kaybetmiş olduğundan bir anlam ifade etmekten uzak kalacaktır ve karşı tarafta hayal kırıklığı yaratacaktır. Size karşı kendisini savunması gerektiğini hissedecektir.

Bu durumda ne yapmalı? Siz de onun hoşuna gitmeyecek bir şey yapmalısınız. Onun davranışını “affetmeyerek” onu aşağılamamış olacaksınız. Ondan üstün bir pozisyonda kalmayacaksınız. Ama bu sefer biraz daha “azını” yapmalısınız. Sizi sinemaya götürmeye söz verip son anda vazgeçti diyelim. Bu durumda onun tercih ettiği restoran yerine sizin daha çok sevdiğiniz restorana gitmekte ısrar edebilirsiniz mesela…

Bu durumda bir sonraki durumda daha hafif bir müeyyide gelebilir. Ve siz onun karşısında onun yaptığından biraz daha az canını sıkacak bir şey bulmalısınız. Canını daha çok sıkacak değil! Ancak böylelikle göze-göz dişe diş durumuna sebep olmadan, intikam duygularına savrulmadan ilişkide normalleşmeye doğru ilerlenebilir.

Tercihe bağlı ilişkiler böyledir. Bir tarafın diğerini “affetmesi” en büyük yanlış olacaktır. Yapılacak her türden hatanın telafi edilmesini karşı taraftan beklemek daha sağlıklıdır. Böylesi bir durumda ancak iki taraf da ilişki içerisinde kendi onurunu korumayı ve sürdürmeyi sağlamış olacaktır.

Sangeet Erdoğan şemsiyeci

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • 6 Ara, 2016
  • Sangeet
  • 0 Comments
  • aile dizimi, aile sistemi, amrit sangeet, denegeli ilişkiler, denge, erdoğan şemsiyeci, ilişki dinamikleri, ilişki nasıl yürür, ilişkide problemler, ilişkiler, psikoloji, saygı, sistemik aile dizimi,

Share This Story

Categories

Comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir