Makaleler

19Mar2017

Avrupa ve ABD’deki Yabancı Düşmanlığının Sistemik Kökenleri…

21.Yüzyıl bir teknoloji ve bilimsel buluşlar çağıdır.

Bilginin üretilme hızı onu hazmetme hızımızı çok fazlasıyla aşmış durumdadır. Bunun anlamı şudur: Artık bizleri geçmiş değil gelecek sürüklemektedir.

Yeni doğan çocuklar kendilerinden çok kısa süre önce olmuş pek çok olayı neredeyse hiç olmamış gibi anlama fırsatı dahi bulamadan hep yeni olanı yakalama telaşı içerisinde büyüyor. Yetişkinler dahi hayata adapte olmak adına hep geleceğe bakar halde yaşıyor ve algılarını ona göre biçimlendiriyor. Nereden geldiğini bilmeden sadece gideceği yeri anlamaya çalışan birisine dönüştü insanlık. Ne yuvasının yani geldiği yerin farkında ne de gideceği yeri bilebiliyor.

Kökenlerinin bugününe etkisinin farkında bile değil çünkü sadece geleceğe bakıyor. Sanki freni olmayan bir araç gibi insanlık 21. Yüzyılda sadece gaza basarak ve ilerlemeye odaklanarak ve giderek hızlanan bir şekilde ilerliyor… Ama nereye gittiği hakkında gerçek bir fikri yok. Bu nedenle sadece önüne konan havuca doğru ilerlediğini sanabiliyor. Oysa o havuç sadece kendisine bağlı ve bunun farkında bile değil.

İnsanlık gerek hayatın bu inanılmaz hızı nedeniyle hem de giderek küreselleşen yaşam tarzı nedeniyle kökenlerini önemsememeye başladı. Geçmişiyle sağlıklı bağlar kurmak için özen göstermez hale geldi. Sağlıklı ve bilinçli bağ kurmayı bir kenara bırakalım herhangi bir bağ kurmaktan dahi uzak düşmüş durumda.

Bunun  pek çok olumsuz boyutu mevcuttur. İnsan kendisini yaratmış olan geçmişi anlamadan anını anlayamaz. Bu hiçbir konuda mümkün değildir. Çünkü her an bir sonraki anın geçmişine dönüşmektedir. Ve geçmiş hep sonraki anı yaratmaktadır.

Bir yumurtanın kabuğundan çıkan bir civciv sadece dışarısını bilmektedir ama o kabuk onu var etmiştir. Ve bir yumurtadan çıkmış olduğu gerçeği onu geleceğe yani o kabuğun dışındaki dünyaya erişmesini mümkün kılmıştır. Bu bilgi, kendisi de bir yumurta yaptığında ona lazımdır. O yumurtaya bakmak ve onu korumak kendi yavrularını yaratmasına sebep olacaktır.

Maalesef modern insan artık bırakalım büyük aile yapısındaki dedeler ve nenelerle büyüme şansını, neredeyse anne babasını dahi doğru dürüst tanımadan büyümektedir. Annenin ve babanın aynı anda çalışıyor olması durumu sayesinde aile enerjisinin aktarılması giderek zorlaşmaktadır.

Aile Dizimi çalışmalarının net bir şekilde bulguladığı üzere, şayet insan geçmişinin etkilerini, onu bilmediğinde taşımasaydı bu bir sorun teşkil etmeyebilirdir. Oysa kişi kendisini var eden geçmişin etkilerini anına ve geleceğine taşımaktadır ama bu kadar büyük bir etkiye sahip olan o geçmiş ile bağı kopmuş durumdadır.

Kısacası sürekli sonuçlarla yüzleşmemize rağmen bunun sebepleriyle herhangi bir bilgi yoktur.

Bu, bir tür amnesia’dır, yani hafızasızlıktır. Bu giderek bu yüzyıldaki insanın psikolojisini fazlasıyla etkilemeye başladı. Bir insan düşünün geçmişini hiç hatırlamıyor. Bazı şeyler ona tanıdık geliyor bazılarıysa çok yabancı.. Ama bu his çok derinlerde ve verdiği tepkilerle ilgili hiçbir anısı yok. Sadece bazı şeylere olumlu bazılarınaysa olumsuz bir his eşlik ediyor… Ama ne tepki verdiği şeyi tanıyor ne de neden verdiğini. İnsanlık giderek bu duruma düşmekte.

Bu ruh hali ve yaşam tarzı insanların kimliklerine aşırı ve şuursuzca tutunma eğilimi oluşturuyor.

Son zamanlarda ABD’de Trump’ın ve Avrupa ülkelerinde biz Türklere ve Müslümanlara başlayan tepkiselliğin ve güçlenmekte olan faşist dalganın sebeplerinden birisi büyük ihtimalle bu psikolojik tepkiden kaynaklanıyor.

İnsanlar ve tarih döngüler halinde ilerlemektedir. Düz doğrusal bir gelişim söz konusu değildir. Yani giderek insanlık daha da demokratik olacak, herkes giderek daha da küreselleşecek ve belirli bir süre sonra herkes geçmişten gelen kimliklerini oluşturan sadakat ve bağlarını yok sayacak ve dünya vatandaşı oluverecek demek mümkün değildir.

İnsan bir yanıyla küreselleşirken ve tek bir kültür ve dünya görüşü egemen hale gelirken, diğer yandan geçmişin etkileri ve bağlar daha da güçlenmeye devam etmektedir. İnsan geçmişiyle bugüne bağlıdır ve geleceğe doğru bu bilgilerle ilerlemektedir.

Belki insanlığı bir gemiye benzetebiliriz. Geçmiş geminin kendisidir. Çünkü geçmişte o ham maddelerin bir gemiye dönüştürülmüş olması gerekir. Ayrıca geçmişte bir yerde gemiye yakıt konmuş olmalıdır ki ileriye yani geleceğe doğru yönelebilsin. Geminin kendisi şimdidir. Olduğun yerdir. O geminin üzerindesin ve geçmişin seni o geminin üzerinde hayatta tutmaktadır. Ve o gemiyle nereye gideceğin geçmişine bağlıdır, yani o gemiyi ne kadar tanıdığınla ve onun kapasitesinin ne kadar farkında olduğunla alakası vardır.

İnsanlar kökenleriyle ve şimdilerini etkilemekte olan geçmişleriyle bağlarını kopartsalar bile o etkiler insanları yönetmeye devam etmektedir. En modern, en sofistike, en soylu görünen kişi aslında bir ya da iki kuşak evvel atalarının yaptığı barbarlığı görmeye dayanamaz. Ondan utanır ya da en azından konvansiyonel olarak bu bilgi işine gelmez ve o gerçekleri reddeder.

Dışladığı her şey daha da güçleneceği için de giderek o vahşi geçmiş, şu andaki “değerlerine” ve savunduğu ve öderlik ettiği kavramları, modern imajını (geçmişi redderek ileriye gitmeyi arzuladığı yönü) desteklemediğinden çok daha sert ve çok daha güçlü bir biçimde ortaya çıkacaktır.

Faşizm, nazizim batı değerlerinin reddedilen sömürgeci, oryantalist geçmişlerini temsil etmektedir.

 

21. yüzyılın yaşam tarzı ne kadar küresel bir yaşam tarzını destekliyorsa insanların kolektif bilinçaltı yani kontrol dışı tarafı o kadar ters etki yaratma eğilimindedir.

Kitleler sağlıklı ve modern yaşamın desteklediği ve onay verdiği kimlikleri kabul ederken bununla uyumsuz geçmişi reddettiği oranda o geçmiş en vahşi ve en kaba haliyle hortlamaktadır.

Avrupa’da ve ABD’de kısacası batı dünyası olarak adlandırılan medeniyette kendi kökenlerini yok saymanın sonucu olarak ve bununla yüzleşmemenin bir bedeli olarak aşağıladığı toplumların yükselişi büyük bir aşağılık kompleksini tetiklemektedir.

Buna tepki olarak o arkaik duygular artmakta ve tepkisel bir biçimde faşizan bir farklılıklara reaksiyon şeklinde güçlenerek makyajın altındaki esas yüzü göstermektedir.

Elbette bu sadece Batı ülkeleri ve değerleri açısından değil 21. Yüzyılda insanlığın içinden geçmek zorunda olduğu bir süreçtir. Neredeyse 20. Yüzyılda tam bir yüzyıl önce oluşan dinamikler yeniden oluşmakta gibidir. Tarih yani geçmiş yeniden tekerrür etmektedir. Maalesef olumsuz özellikleriyle tekerrür etmektedir. Çünkü dışlanan şey bakılmak istenmeyen ve yüzleşmekten korkulan şeydir.

Burada en önemli olan şey şudur: İnsanların bilinçli olarak savundukları şeyler yahut görünümleri, kültürleri, eğitimleri ve kıyafetleri sadece makyaj gibidir. Esas yüz o makyajın altındadır. Ve o yüzün de altında organların iç yüzü mevcuttur.

Bizler sadece makyaja bakarak bir insanı tanıdığımızı iddia etsek de bu gerçekleri göstermez.

Gemi örneğindeki gibi bizi denizin üzerinde tutan şey, geçmişimiz bizim nereye kadar ve hangi koşullarda gidebileceğimizi belirler.

Ve biz geminin farkında bile olmadan o geminin içinde bir yerden bir yere doğru ilerliyor olabiliriz. Gördüğümüz sadece penceremizdeki manzaradır.

İnsan geçmişinin farkında olmak zorundadır. Kendini ve ilerleyeceği yönü sadece böyle bilebilir. Oysa modern hayat bize bu fırsatı pek vermiyor. Bu nedenle Aile Dizimi ve Dinamikleri gibi yöntemlerle bizim bu günümüzü belirleyen olayları anlamak elzemdir. İnsan geçmişindeki olayları ve etkilerini anlamadan ya köksüzleşecek ve giderek güçsüzleşecek, yahut kökleriyle en sağlıksız ve en bilinçsiz bir biçimde (Batı dünyasının giderek içine savrulduğu faşizan duygular gibi) bağlanacaktır.

Yaşam tarzının ve teknolojik gelişmelerin insanları geçmişinden daha büyük bir hızla kopartmasının bedelini tüm insanlık daha fazla düşmanlık ve çatışma olarak ödeyebilir.

Ayrıca sindirilmeden ve gerçekten yüzleşmeden kabul edilen yüzeysel, entelektüel değerlerin gerçekleri bastırdığı oranda ne kadar zarar verebileceğini maalesef çok büyük bedeller ödeme tehlikesiyle görmek zorunda kalabiliriz. İnsanlığın geçmişini tüm yönleriyle kabullenip ve saygıyla geçmişe bakıp negatif yönlerinden özgürleşebilmesi dışında bir seçenek yoktur.

Dışlanan her şey ve dışlanan her türlü gerçek çok ağır bedeller ödemek zorunda hepimizi bırakabilir.

 

NOT: Aşağıdaki video “Batı Medeniyeti”nin hangi temeller üzerine bina edildiğini gösterme adına bir deneme olan amatör bir videodur. Çok daha fazlasını arayanlar bulacaktır…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • 19 Mar, 2017
  • Sangeet
  • 0 Comments
  • abd, aile dinamikleri, aile dizimi, almanya, avrupa faşizmi, badı medeniyeti, faşizm, geçmişin hayalati, hollanda, hortlak canlanıyor, kolektif bilinç, nazilik, nazizim, oryantalizm, sangeet erdoğan şemsiyeci, trump, yabacı düşmanlığı,

Share This Story

Categories

Comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir